Türkiye’nin Eurofighter Alımı Üzerine: Eurofighter Typhoon Özellikleri, F-16V Block 70 ve Diğer Alternatiflerle Karşılaştırması

Merhabalar, bu yazıya geldiğinize göre muhtemelen biliyor olacağınız üzere, Amerika’dan F-16V alımı işi bir türlü sonuçlanamadığından, Eurofighter Typhoon alımı yine gündeme geldi. Yeni YouTube kanalımda bu güncel konu üzerine bir video yayınladım ama, videoları çok uzatmadan bu tür konularda her detayı sığdırmak pek mümkün olmuyor. Bu yüzden sitede de böyle zaman zaman konuyla ilgili yazılar olacak. Bu kardeş yazı-video ikililerinin şimdilik ilki de bu konuda işte: Türkiye Eurofighter almalı mı, Eurofighter Typhoon nasıl bir uçak, Eurofighter mı yoksa F-16 Block 70’mi? İzlemek isteyenler için video da hemen şurada aşağıda dursun, sonra da haydi başlayalım…

Türkiye’nin Kısa Vadede Savaş Uçağı İhtiyacı

Ülkemizin 2019 yılında Rusya’dan S-400 uzun menzil/yüksek irtifa hava savunma sistemini satın alması bir anlamda domino etkisini başlatan olay diyebiliriz belki. S-400’lerin sonucunda uzun süreden beri önemli payı olan bir partner olduğumuz, ve önemli ölçüde bel bağladığımız F-35 projesinin dışında bırakıldık. F-35’ler ülkemizin ilk 5. nesil savaş uçağı olacaklardı ve hem hava savunma, hem de yüksek tehdit ortamında olanlar dahil yer hedeflerine hücum konusunda hava kuvvetlerimize önemli kabiliyetler kazandıracaklardı. Artık dinlenmeyi ziyadesiyle haketmiş F-4 ve F-16 Block 30’larımızı emekliye ayırabilecektik F-35’ler geldikçe.

Türk Hava Kuvvetlerinin güncel muharip gücünü 1988-2012 arası hizmete girmiş F-16’lar ve 1990’ların sonlarında modernize edilmiş F-4E 2020 Terminatörler oluşturuyor.

“Her şeyde bir hayır vardır” deyişine, hatta daha ziyade yaklaşımına ilk gençliğe kadar inanılmaz sinir olurdum ben ama, artık gülümseyerek kabul ediyorum ki, her şeyde bir hayır olabiliyor gerçekten. Bu olay bir anlamda bize tüm yumurtaları bir sepete koymanın çok da sağlam bir yaklaşım olmadığını gösterdi belki de. Böylece milli uçaklar geliştirme, milli hava savunma sistemleri geliştirme, eldeki uçakları milli imkanlarla modernize etme projelerine daha bir hız verildi, ve güzel sonuçlar alınıyor artık.

Diğer yandan, sıkıntı şu ki… savaş uçağı üretmek, hele de şu günün karmaşık, sofistike beklentilerine uygun bir savaş uçağı üretmek, uzun zaman alan, bolca da risk barındıran bir iş. TFX Kaan, Hürjet, Hürkuş-C hepsi önemli projeler. Ancak hizmete girmelerine, ondan sonra da gerçek anlamda rüştlerine erişmelerine en iyi ihtimalle daha uzun süre var. Bu bize has bir durum da değil. Bizden çok daha uzun havacılık sanayii ve mühendisliği geçmişi olan aktörlere hem güncel olarak, hem de tarihsel olarak baktığımızda, şimdilerde efsane olan pek uçağın geliştirmesi bazen onlarca yıl almış. Kimisi de o kadar zaman sonra iptal edilip asla hizmete girememiş.

Hayat elbette ki kimseyi işi uzun sürüyor diye de beklemiyor. Dünya, şartlar, değişmeye devam ediyorlar. Türk Hava Kuvvetleri çok uzun yıllar bölgenin en güçlü hava unsuruydu. Ancak son yıllarda bunun hala böyle olduğunu söylemek zor. Hava kuvvetlerimize en son yeni uçak gelişi F-16C Block 50+’ların teslim edilmeye başladığı 2011-2012 arasıydı. Elimizdeki şu an en modern uçaklar olan Block 50+’lar hemen hemen 10 yıl öncesinin teknolojisi dolayısıyla.

Bu süper eski değilse de, F-16C Block 50+’ların en güncel veya gelmekte olan hava ve yer tehditlerinin yanıtı olduğunu söylemek de güç. Block 50+’lar nispeten az sayıda da diyebiliriz. Ayrıca Block 50’lere göre avantajları daha çok elektronik harp, uçağın menzilinin arttırımı ve yere hücum görevleri alanlarında. Hava-hava mücadeleleri açısından farklar daha az.

Bir problem de filomuzun yaşı diyebiliriz. Gerek F-16 filosunun önemli bir bölümü, gerekse F-4 filosu, 30-40 yıldır uçan araçlar. Bu uçaklar artık hem yorgun, hem de bu yorgunluğun performans ve uçuş güvenliğine etki etmemesi için yapılacak bakımları gittikçe daha sık ve pahalı hale geliyor.

Son olarak da, ülkemizin hava savunması ihtiyacından bahsetmek gerek. Yerden havaya füzeler anlamında bakarsak, S-400’ün alınmasıyla sonuçlanan proje boşa değildi, ülkemiz görece kısa menzilli ve eski hava savunma füzelerine sahipti hemen her zaman. Tek bir batarya olarak aldığımız ve kullanıp kullanmayacağımızın hala soru işaretleri içerdiği S-400 tek başına bu durumu değiştirmiyor. F-16 yakın mesafe it dalaşında 2000’lere kadar en etkili uçaklardan biriydi, hala da “iş görür” ile “oldukça iyi” arasında bir yerde olduğunu söyleyebiliriz. Ama artık hemen hemen her modern rakip, en az onun kadar iyi. Asıl problem şu ki, iş it dalaşı mesafesine geldiğinde düşman uçağı zaten fazlasıyla yaklaşmış olabilir artık. Bunun bir sebebi, günümüzde hemen herkesin kaska monteli nişangahlar ve çılgın derecede çevik, HOBS (High Off-Bore-Sight, angajman açısı çok geniş) füzelere sahip olması. Dolayısıyla yakın mesafe fazla tehlikeli, ve sıkça her iki tarafın da ölmesiyle sonuçlanması mümkün. Bir diğer potansiyel sebep de, eğer düşman uçağı o kadar yaklaşabildiyse, korumaya çalıştığınız yere de uzun menzilli mühimmatlarını çoktan atmış olabilir. F-16 birazdan daha detaylı değineceğim üzere uzun menzilli angajmanlar göz önüne alınarak tasarlanmış bir uçak değil.

Gerek global olarak varlık gösteren güçler, gerekse komşu ülkelere baktığımızda, hem hava savunma sistemleri, hem de hava kuvvetleri son 10 yılda ciddi bir tırmanış içinde. Bu durumda, yerli tasarımlarımız gerektiği gibi geliştirilmeye devam ederken, bu günün ihtiyaçlarını karşılamak adına, var olan uçaklarımıza eklenecek, onlardan en azından hava savunma alanında daha üstün uçaklara ihtiyaç var.

Hava Savunmayı Açalım: BVR Avantajı

F-16, özellikle filomuzun çoğunluğunu oluşturan grup olan Block 50’ye kadarki modellerde, BVR (Beyond Visual Range – görsel menzil ötesi) angajmanlarda AIM-120 AMRAAM gibi etkinliğini ıspatlamış bir füzeye, ve yeterince iyi bir radara sahip. Ama başından beri bu amaçla üretilmiş bir uçak değil kesinlikle. F-16’nın tasarım önceliği başlangıçta küçük, hafif, çevik bir it dalaşı canavarı yaratmaktı. Bu bakımdan, başta hiç bir BVR imkanına sahip değildi. 80’lerin ortaları/sonları gibi AIM-7 Sparrow, and 90’ların başında AIM-120 AMRAAM kabiliyeti geldi.

Peki geldi de bitti mi? F-16 herhangi uçak kadar BVR angajmanlara uygun diyebilir miyiz?

Bunu söylemek biraz zor açıkçası. BVR alanında güçlü bir uçaktan beklenen bazı özellikleri sayarsak:

  • Güçlü bir radar
  • Yüksek maksimum sürat
  • Yüksek irtifa performansı
  • Angajman sırasında bolca kullanılacak afterburner’a dayanabilecek yakıt kapasitesi
  • Bol miktarda orta/uzun menzilli gelişmiş füzeler taşıyabilme
  • Gelişmiş elektronik harp ve öz savunma sistemleri
  • Gelişmiş elektronik harp karşı-karşı önlem kabiliyetleri
  • Düşük radar kesiti

F-16 bunları kısmen karşılayabilen bir uçak genel anlamda. Block 60 ve Block 70 bir kısmını çözüyor bunların. Ama hala bir kısmında F-16’nın tasarımsal bir duvara tosladığını söylersek çok çok abartmış olmayız kanısındayım. F-16’yı tek tek bu alanlarda değerlendirirsek:

Radar:

Block 50+’a kadar F-16’lar klasik, mekanik tarama yapan bir radara sahipler. Radar antenti tarama/kilit/takip işlemleri için mekanik olarak yönlendiriliyor, ve mekanizmanın izin verdiği hızla yönlendirilip sadece yönlendiği bölgede çalışabiliyor.

Günümüzün elektronik tarama yapabilen AESA radarları bu anlamda hedef tespit, takip, birden fazla hedefi etkin olarak izleyebilme, karşı-önlem sistemlerince tespit edilme zorluğu, elektronik karıştırma direnci gibi alanlarda çok daha üstünler mekanik radarlardan.

Almak istediğimiz F-16V Block 70’ler oldukça gelişmiş bir AESA radara sahipler. Üstelik bu radar, F-35’in radarının özellikleri biraz geriletilmişi sadece. Dolayısıyla bu konuda önemli ölçüde çağı yakalıyorlar. Bunun haricinde sürdürülmekte olan ÖZGÜR II projesiyle, Block 30, 40 ve 50 F-16’larımız diğer geliştirmelerin yanı sıra, yerli ASELSAN üretimi bir AESA radarla da donatılacaklar. Henüz hizmete girmemiş bu radarın eğer öngörülemeyen problemleri olmazsa (askeri teknolojide hiç de nadir bir durum değil, yapan ülkenin kim olduğundan bağımsız bir durum bu), bu sayede eski F-16’larımız da yerli imkanlarla önemli ölçüde güçlendirilmiş olacaklar.

APG-83, F-16V Block 70’in AESA radarı

Pekiyi o zaman, F-16V’ler ve ÖZGÜR II’ler tamamen bir BVR canavarı olabilirler mi? Neyle karşılaştıklarına göre değişebilecek bir durum. Eski nesil uçaklara karşı, evet. Ancak F-16’nın küçük burun radom çapı, radarından alabileceği maksimum güç/menzil potansiyelini sınırlandırıyor. Bu anlamda, Eurofighter gibi bir uçağın radarı, sadece anten çapı sayesinde bile aynı/yakın teknoloji seviyesinde olduğu bir F-16 radarından daha güçlü olacak. Fakat daha önceki mekanik radarlı uçaklardan bu alanda üstün olacaklarını söyleyebiliriz.

Sürat ve İrtifa Performanslarıyla Yakıt Kapasitesi:

BVR alanında maksimum sürat ve irtifanın önemli olma sebepleri, attığınız füzenin menzilinin, hedefe ulaştığında ne kadar manevra yapabilecek takati kaldığının direkt olarak ilk atım anındaki hız ve irtifaya bağlı olması diyebiliriz kabaca. Yani ne kadar hızlı ve yüksekten atarsanız füzeyi o kadar fazla potansiyel enerjiyle başlamasını sağlıyorsunuz. Aynı zamanda, atmosfer yoğunluğu ve sebep olduğu sürtünme yükseldikçe azaldığı için, ne kadar yüksekten atarsanız o kadar az sürtünmeye maruz kalacak olan füze, sahip olduğu kinetik enerji imkanından maksimum faydalanabilir.

F-16 hız konusunda ilginç bir uçak. Bir yandan hızlanma konusunda uzak ara en iyilerden biri, diğer yandansa, maksimum sürat konusunda kendi nesli içinde vasat hatta vasatın altı kalan bir uçak. Hızlanma hem BVR hem it dalaşı açısından önemli diyebiliriz ama ilkinde önemi nispeten küçük ikincisindeyse çok daha büyük. Maksimum hız ise BVR konusunda büyük, it dalaşı konusundaysa nispeten daha az önemli.

F-16 yüksekte ve hızlıyken yakıt tüketimi çok ekonomik olan bir uçak da sayılmaz aynı zamanda. Sırt kısmında Block 50+’dan itibaren taşınabilen CFT (Conformal Fuel Tank) tankları nispeten az sürtüne ile yakıt kapasitesini neredeyse iki katına çıkarabiliyorlar. Bu konfigürasyonda en azından geçer not aldığını söyleyebiliriz o yüzden.

Bu başlıktaki genel değerlendirmeye bakarsak da, F-16, en yeni versiyonlarda dahi, BVR için kinetik performansta vasat-vasatın altı bir platform.

Silah Yükü:

BVR amaçlı füzeler söz konusu olduğunda şu anda oyunun kurallarını koyan füze MBDA Meteor diyebiliriz rahatça. Şu anda hiç bir F-16 versiyonu Meteor kabiliyetine sahip değil. AIM-120 AMRAAM’ın en yeni versiyonları ikinci en iyi diyebiliriz, ama onların bile F-16’nın taşıyabildiği versiyonlar ve Meteor arasındaki fark hala önemli bir fark. Özellikle de füzenin menzilini belirleyecek olan F-16’nın kinetik kabiliyetlerinin az önce değindiğimiz üzere sınırlı olduğunu hatırlarsak bu fark daha da bariz olacaktır.

Eurofighter Typhoon, bir “self escorted strike” görevinde aynı anda anlamlı miktarda hava-yer ve hava-hava mühimmatı taşıyabilir, hatta bu yükten performans anlamında F-16’ya göre daha az olumsuz etkilenebilir (Fotoğraf: Alan Wilson)

F-16’nın şu anda hizmette bulunan versiyonları 6 taneye kadar AIM-120 taşıyabiliyorlar. Ama genellikle 2 x AIM-9X ve 4 x AIM-120 konfigürasyonu daha sık kullanılıyor. Hindistan’a önerilen “az daha geliştirilmiş F-16 Block 70” diyebileceğimiz F-21 için tek pilonda 3’lü AIM-120 lançeri yapılabileceği öne sürülse de, bu şu anda var olan bir kapasite değil bildiğim kadarıyla.

Bu konuda Gripen ve MiG-29 türevleriyle yakın olduğunu söyleyebiliriz silah sayısı olarak. Ancak Gripen Meteor taşıyabiliyor, bu da önemli bir artı. MiG-29’un en modern türevleri toplam 8 havadan havaya füze ile F-16’dan biraz fazla sayıda silah taşıyabilse de, henüz kullanabildiği füzeler arasında özellikle de yeni AIM-120 versiyonlarına denk bir şey yok. En yeni R-77’lerin oldukça uzun menzilli olduğu söyleniyor ama, bu konuda güvenilir açık kaynak bilgi olduğunu söylemek şimdilik güç.

Eurofighter ve Rafale da hem Meteor imkanına sahipler, hem de sayıca daha fazla füze taşıyabiliyorlar. Ama Rafale’ın kaç Meteor taşıyabildiğinden emin değilim, 2mi 4mü açık değil bulabildiğim kadarıyla. Rafale’ın Daha önceki hava-hava füzesi Matra MICA, ve hala bu füzeyi de kullanabilmekte.

MICA RF, MICA IR, Meteor, AASM Hammer füzeleriyle bir Rafale

MICA ilginç bir silah sistemi. Orta menzilli ile it dalaşı füzesi melezi diyebiliriz. Ayrıca hem aktif radar, hem de ısı güdümlü versiyonları var. Rafale IRST (InfraRed Search and Track, kızıl ötesi tarama ve takip) sensörüne de sahip. Teorik olarak bu, Rafale’ın hiç radarını açmadan, dolayısıyla da orada olduğunu düşmana belli etmeden görüş mesafesi ötesinden bir MICA IR atabileceği, hedefin de füze tespit/ikaz sistemi yoksa bundan haberi bile olmayabileceği anlamına gelebilir. Ama pratikte IRST sistemleri oyunlardan/simülasyonlardan alışık olduğumuz kadar güvenilir, “sihirli” şeyler değiller, ve çoğu modern savaş uçağında artık füze ikaz sistemleri de var. MICA bir anlamda melez bir tasarım olduğundan hem yakın hem orta mesafede etkili, “buraya AIM-120’mi AIM-9’mu yüklesek” sorusundan kurtarıyor Rafale kullanıcılarını. Ama aynı zamanda, füze yakın mesafelerde AIM-9X ya da IRIS-T kadar, uzak mesafelerde ise yeni AIM-120 versiyonları kadar başarılı olmayabiliyor bu “melez” tasarımından dolayı.

Eurofighter, F-15, Su-30/35 gibi ağır sikletlerle karşılaştırırsak, F-16 BVR silah yükü konusunda bir hafif savaş uçağı olarak geride kalıyor tabii.

Elektronik Harp, Karşı ve Karşı-Karşı Önlem Sistemleri, Radar Kesiti:

F-16V Block 70 elektronik garp alanlarında muhtemelen ancak F-35 gibi en üst seviye ve çok pahalı uçakların, o da ancak birazcık gerisinde kalacaktır. Elimizdeki Block 50+ dahil tüm platformlardan bu alanların tümünde çok daha üstün. Potansiyel alternatif ve rakiplerle de en kötü ihtimalle başa baş.

Radar kesiti söz konusu olduğunda da, eğer 5. nesil Stealth uçakları bir kenara koyarsak, geri kalanlar içinde F-16 en iyilerin biraz gerisinde bu konuda, ama çok kötü de değil. Hatta Sukhoi’ler ve F-15 gibi büyük uçaklardan epeyce daha iyi. Rafale ve Eurofighter’ın biraz gerisinde kalıyor açık kaynak verilere göre. Tabii bu güvenilir açık kaynak bilgi bulmanın en zor olduğu alanlardan bir tanesi o yüzden günün sonunda bu konuda söyleyebileceklerimiz “işkembeden sallamaktan hallice” diye kabul etmeliyim 🙂

Eurofighter Typhoon: Türkiye İçin Ne Getirebilir? Avantajları ve Dezavantajları

Eurofighter Türkiye için uygun mu? Videoda da söylediğim gibi, ne kadar uygun olduğu hangi versiyondan bahsettiğimize bağlı biraz. En eskileri hava savunma konusunda biraz iş görürler, F-16’dan bu konudaki yükü büyük ölçüde alabilirler, ama genel anlamda değip değmeyecekleri tartışılır.

İlk Tranche 1’ler, ve Block 15 öncesi Tranche 2’ler Meteor kabiliyetine sahip değiller. Ama yüksek sayıda AIM-120 taşıyabiliyorlar. Radarları mekanik, ama nispeten güçlü ve sofistike, Block 50 radarlarından daha etkin olabilirler. Hava-Yer kabiliyeti Tranche 1’de yok ile yok denecek kadar az arası bir yerde. Tranche 2 – Block 10 itibariyle belki F-16’lar kadar çeşitli olmasa da kayda değer bir havadan yere saldırı kabiliyeti de geliyor.

Tranche 3 sonu ve Tranche 4 ile Captor-E AESA radarı, CFT yakıt tankları, ve yeni yere saldırı silahları da geliyor ve bu haliyle Eurofighter halihazırda en etkili savaş uçaklarından biri.

Eurofighter’ın diğer çekici özellikleri arasında IRST sensörü, gelişmiş öz savunma sistemleri ve füze ikaz sistemi de var. F-16V de IRST sensörü kullanabiliyor ama uçakta dahili olarak var olan bir sensör değil bu. Bunun yerine “çene altı” tabir edilen podlar için ayrılmış hava alığının altındaki pilonlara takılan Legion isimli pod’u taşıması gerekiyor F-16V’nin IRST sahibi olabilmesi için.

Kişisel görüşüm, Trache 1’ler çok anlamlı olmaz, daha önce de dediğim gibi, sadece “F-16’lardan biraz daha iyice bir hava-hava unsuru” olurlar, hatta F-16V’lerden pek çok bakımdan daha geri sayılırlar bu konuda bile.

Tranche 4 ise oldukça etkili bir platform olarak hava kuvvetlerimizin kendi uçaklarını geliştirmesine kadar geçecek süreçte, ÖZGÜR II F-16 modernizasyonuyla da birlikte ihtiyacını karşılayacak, kabiliyetlerini arttıracak bir platform olur gerçekten.

Fotoğraf: Frans Berkelaar (Deelnemers Luchtmachtdagen 2019)

Tranche 4 Eurofighter, etkili bir radar, yüksek silah taşıma kapasitesi, yüksek irtifa ve yüksek hız performansı, çok hızlıyken bile hala iyi manevra yapabilen tasarımı, IRST sensörü, etkili öz savunma kabiliyetleriyle gerçekten takdir edilesi bir uçak.

Eurofighter ile envantere alınabilecek silah seçeneklerine bakarsak…

MBDA Meteor: Hem video, hem de bu yazıda bolca adını andığım Meteor şu an en uzun menzilli havadan havaya füzelerden biri. Ancak tek numarası menzil de değil. Füze gaz seviyesini ayarlayabildiği ramjet motoru sayesinde çok uzun süre, neredeyse menzili boyunca motor itkisine sahip kalabiliyor. Böylece menzilinin en uç noktasında bile takatten kesilmiş, kolayca kaçılabilen durumuna düşmüyor. Meteor şu anda kinetik olarak kaçmanın mümkün olmadığı en yüksek menzile sahip füze bu yüzden.

MBDA Brimstone: Brimstone, gövde tasarımı olarak Hellfire’dan yola çıkan bir havadan yere füze, ama menzili çok daha uzun. İlk versiyonu yalnızca aktif radar güdümlüyken, modern versiyonları hem aktif radar, hem de lazer ile çift güdüm imkanına sahipler. Yerden havaya füzelerde aktif radar güdüm sistemi at-unut imkanı sağlasa da, bir yandan da biraz “saldım çayıra, mevlam kayıra” bir yöntem. Açık arazide büyük tank formasyonlarını vs tahrip etmek amacıyla tasarlanmıştı. Afganistan tecrübesi, füzenin hizmete girmesinden 3 yıl gibi kısa bir süre sonra istenen hedefe hassas olarak yöneltilebilmesi açısından daha uygun olan lazer güdüm imkanını da ekledi Brimstone füzelerine. Nispeten küçük ve hafif olan Brimstone bir pilonda 3’lü olarak taşınıyor. Teknik olarak AGM-65 Maverick de bu imkana sahip olsa da, pratikte 3’lü Maverick pilonları hemen hemen asla kullanılmadı. Fırlatıcı uçağa zarar verme riskinin yanı sıra, Maverikler büyük, ağır, ve bolca sürtünmeye sebep olan füzeler olduğundan 3’lü lançer taşıyan uçağın performansına epey olumsuz etki edebiliyorken, Brimstone’da bu durum çok daha problemsiz.

ALARM: ALARM 1990’da hizmete giren bir anti radar füzesi. Düşman hava savunma radarlarının imhası için kullanılan bir füze yani. Envanterimizdeki AGM-88 HARM kadar hızlı ve uzun menzilli bir füze değilse de, bir ilginç yönü “bekleyebilmesi”. Düşman radarının bulunabileceği konuma ulaştığında paraşüt açarak yavaşça düşmeye başlıyor, böylece radar açıldığı an paraşütünü bırakıp yeniden saldırabiliyor.

Taurus (KEPD): Eurofighter’ın iki uzun menzilli seyir füzesi seçeneğinden ilki. Almanya ve İsveç’in ortak ürünü, dolayısıyla muhtemelen alırsak bile bizim Eurofighter’larımızda kullanacağımız seçenek olmayabilir 🙂 Ama kendi yapımız olan SOM ile İngiliz ve Fransız yapımı Storm Shadow seçenekleri var. Tabii SOM’u entegre etme imkanımız olursa…

Storm Shadow (SCALP): Bu da diğer seçenek, İngiliz/Fransız ortak ürünü Storm Shadown/SCALP da oldukça uzun menzilli. Açık kaynak verilere göre, Storm Shadow ve Taurus’un menzilleri SOM’un iki katından fazla gibi. O yüzden iki seçenekten birinin envantere girmesi yeni bir kabiliyet sayılabilir Türk Hava Kuvvetleri için.

SPEAR-3: SPEAR-3 henüz hizmete girmedi ama, girdiğinde uzun menzilde yüksek hassasiyet sağlayabilen, ve hala pilon başına 3’lü taşınabilen, turbojet motoru ve kanatçıklı bir füze olacak.

Marte-ER: İtalyan menşeli gemi savar füzesi. Sesten yavaş, Harpoon benzeri bir füze desek, çok da yanlış olmaz. İlginçtir ki, üç yanı denizlerle çevrili bir ülke olarak, hava kuvvetlerimizde hizmette bir anti gemi füzesi yok. Deniz Kuvvetleri gemilerinden atılan Harpoonlar ve uçaklarımızdan atılan Harpoon’un yer hedeflerine saldırı versiyonu olan SLAM-ER var. Örneğin komşu Yunanistan’a bakarsak, F-16’ları Harpoon kabiliyetine, Mirage 2000’leri ise Exocet kabiliyetine sahip.

Kısa menzilli havadan havaya it dalaşı füzeleri kısmı ise biraz ilginç. Bildiğim kadarıyla elimizdeki bu türde en gelişmiş füze olan AIM-9X Eurofighter üzerinde kullanılmıyor aktif olarak. AIM-9M kullanan bazı müşteriler var. Diğer alternatifler Alman IRIS-T ve İngiliz AIM-132 ASRAAM. Her ikisi de envanterimizde olan silahlar değiller. Bu durumda ya yeni füzeler edineceğiz, ya AIM-9X veya yerli 9X diyebileceğimiz Bozdoğan entegrasyonu sağlanacak, ya da böyle bir uçağa sahip olup da eski elde kalan AIM-9M’lerle donatacağız. Sonuncu seçenecek biraz “Ferrari’ye tüp takmak” hissi vermiyor diyemem.

Eurofighter Typhoon’un problemleriyse, bizim açımızdan iki türlü…

İlk bariz olan: Eurofighter hem edinmesi, hem de bakımı pahalı bir uçak. Ekonomik anlamda üye ülkelerini zorlayan bir platform, biraz da bu yüzden platforma daha fazla ülke kazandırıp maliyeti düşürmek istiyor Eurofighter kullanıcılarının önemli bir kısmı.

İkincisi ise, motorundan kullandığı avionik sistemlere, kokpit ve sistem tasarımına, kullandığı silahlara, alışık olduğumuz Amerikan Hava Kuvvetleri uçaklarından farklı olması, ve tüm bu alanlarda yeni maliyetler ve öğrenilecek yeni yaklaşımlar gerektirmesi.

F-16V Block 70 ülkemizin alışık olduğu ekole daha yakın, F-16 Türkiye’nin hakkında çok önemli tecrübe ve birikime sahip olduğu bir platform. Bu uçakların üretiminden bakımı ve modernizasyonuna çok önemli tecrübelerimiz var elimizde. Ayrıca F-16V yine pahalıca bir platform olmakla birlikte, Eurofighter kadar maliyetli değil. Çocukluktan beri asla F-16 sever olamamış biri olarak bile, mantıksal açıdan bakıp söylemeliyim ki, F-16V alımı ve elimizdeki uçakların bu standarda modernizasyonu Türkiye için en mantıklı seçenek hala.

Ancak ABD bu konuda olumlu bir karar çıkarmayacak gibi görünüyor, ve modern bir Eurofighter açıkçası ihtiyacımız olunca hava savunma alanında pahalı da olsa en modern F-16’dan bile daha etkili bir seçenek. Problem şu ki, bu konuda da Eurofighter konsorsiyumunun en büyük paya sahip ülkelerinden Almanya tıpkı ABD’nin F-16’lar için yaptığı gibi işi uzatacak gibi görünüyor. Bu da, “başka alternatifler de var mı?” sorusunu akla getiriyor tabii. Gelin, bakalım…

Türkiye için Eurofighter ve F-16V Alternatifi Uçaklar Var mı?

Baştan söyleyeyim, bu konuda olumlu bir cevabım olduğundan emin değilim. Diğer alternatifler her biri kendi alanlarından başarılı, etkili uçaklar olsa da, bizim ihtiyaçlarımız ve gerek lojistik, gerek jeopolitik gerçeklikler açısından bakınca gerçekçi seçenekler gibi gelmiyorlar.

İlk akla gelenler Eurofighter’ın “Avrupa delta-kanart üçlüsü” içindeki “kardeşleri” Rafale ve Gripen.

En kolayı baştan eleyelim: SAAB Jas 39E Gripen NG

Gripen bir hafif savaş uçağı, ve en olmadık yerlerden bile kolayca iniş kalkış yapabilmek, kolayca çok eğitim almamış personel tarafından uçuşa hazırlanabilmek, ucuz bakım ve yüksek güvenilirlik gibi artılarıyla epeyce tercih edilmeye başladı. Çok gelişmiş sistemlerle donatılmış bir uçak. NG versiyonun kokpiti de yeni nesil bir tecrübe. Diğer yandan burun çapı F-16 ile çok farklı değil, ve yine nispeten küçük bir uçak. Silah yükü de F-16 ile benzer seviyede diyebiliriz. Meteor kabiliyeti ise önemli bir artı.

SAAB Gripen (Fotoğraf: Pierlet T)

Tümüne rağmen uçağın İsveç menşeli olması, ve F-16 alımımızda en azından söylendiği kadarıyla temel problemlerden birinin İsveç ile ilişkilerimizdeki problemler olduğu için Gripen pek gerçekçi bir seçenek olmayabilir.

Fransız Nasıl Pekiyi? Dassault Rafale Türkiye için Uygun mu?

Rafale gelişmiş sistemleri ve manevra kabiliyeti ile son yıllarda epey müşteri edinmeye başladı. Radarı gelişmiş bir radar ama burun çapı Eurofighter’dan, hatta F-16’dan daha küçük. Hız ve irtifa konularında F-16’dan eh, biraz daha iyi, Eurofighter bu konularda daha önde diyebiliriz.

Dassault Rafale (Fotoğraf: Paul Nelhams)

Rafale’ın gerçekçi gelmemesinin sebeplerine gelelim. Öncelikle, Fransa ile askeri teknoloji konusunda bir alışverişimizin neredeyse hiç olmaması diyebilirim. Aynı zamanda uçak modern batı uçakları arasında en farklı, en kendine has olanı hem sistemleri, hem motor, hem kullandığı silahlar açısından. Bu yüzden de çok yabancı olan bu uçak, Fransa satmak isterse bile bize epey pahalıya gelir. Kendi sistemlerimizi/silahlarımızı entegre etmek istesek de, bu çok olası değil, Fransızlar bu konuda pek iyi şöhrete sahip değiller, gerekli kodların paylaşımı, böyle bir işbirliğine sıcak bakmaları vs çok olası değil.

Batı Harici Seçenekler… Seçenekler mi Gerçekten?

Rusya’ya bakarsak, hazır alınabilecek seçenekler Su-30, Su-35, MiG-29M/MiG-35. Sistemlerin yabancılığı konusunda şu ana dek saydıklarımızın iki katı problem olurlar en az. Ayrıca alımı nispeten ucuz olsa da bu uçakların bakımı pek de ucuz olmuyor genelde. Motor ve malzeme ömürleri genelde daha düşük. Rusya’nın satış sonrası destek konusunda çok iyi bir karnesi var da diyemeyiz. Uzun yıllardır Rus uçaklarını kullanan, tercih eden ülkeler bile Ukrayna’daki savaş öncesinde bile batı platformlarına doğru kaymaya başlamışlardı, savaştan itibaren zaten müşterisiz kaldı Rusya neredeyse.

Su-30SM (fotoğraf: Alex Beltyukov)

Böyle bir platforma kendi teknolojilerimizi entegre etme konusunda sıkıntı olmaz büyük ihtimalle, Rusya soğuk savaş bittiğinden beri “aman müşteri olsun da, ne isterse entegre etsin” diyor. Ama bu da epeyce ekstra çaba, maliyet ve risk demek.

Rus havacılık sanayii son yaptırımlarla birlikte, Rusya’nın kendi ihtiyacını bile karşılayabilecek mi önümüzdeki yıllarda şüpheli. Kaldı ki bu kadar yaptırım varken ve şu anki durumumuz biraz S-400 alımıyla başladığından, politik anlamda da Rusya ile askeri alışveriş pek tercih edilir olmasa gerek Türkiye için.

Çin de farklı değil. Zaten Çin’in kendi de Türkiye’ye modern askeri teknolojilerini pazarlamak ister mi tartışılır. J-10 hakkında açık kaynak bilgi bulmak zor olsa da, özellikle yeni versiyonlarına bakıldığında oldukça etkili bir uçağa benziyor. Yine de bu da bize fazlasıyla yabancı bir platform. Üstelik yine politik olarak da çok cazip olmayabilir Çin ile böyle bir alışverişe girmek. Yakın zamanda Pakistan’a üstelik de en modern J-10 versiyonlarından sattı Çin Halk Cumhuriyeti. Oradaki bir tatbikatta Türk Hava Kuvvetleri ileri gelenleri inceleme fırsatı da bulmuşlar J-10’u, ama çok gerçekçi bir seçenek olduğunu düşünmüyorum bizim için şahsen.

Pakistan Hava Kuvvetlerine ait bir J-10C

Çin/Pakistan demişken, tabii bir de ikisinin ortak yapımı JF-17 var. JF-17 bir seçenek olur mu derseniz… eh… JF-17 daha çok hafif savaş uçağı diyebileceğimiz bir sınıfta. Edinmesi ve bakımı nispeten uygun fiyatlı, üst seviyelerdeki uçaklardan bir iki tık altta olsa da oldukça yetenekli bir uçak. Yeni hizmete giriyor olan Block 3 bir AESA radar ve kaska monteli ekran/nişangah da taşıyacak hatta. Fakat gerek şu an kullanıyor olduğu Çin menşeli mühimmatların farklılığı, gerekse küçük çaplı radarı, uçuş performansı olarak diğer seçeneklerin uzağında oluşu, düşük menzil ve silah yükü, verimliliği ve dayanıklılığı soru işareti olan motoru düşünüldüğünde, “JF-17 bizim şu anki gereksinimlerimizi tam olarak karşılayan bir uçak olur” demek güç.

Sonuç olarak bana çok da farklı alternatifler varmış gibi gelmiyor. Eurofighter’ın kendi de olur mu? Almanya’dan dolayı yine şüpheli. O yüzden bu çabanın biraz da Amerika’yı elini çabuklaştırmaya yönlendirme amaçlı olabileceği hissindeyim. F-16’nın sınırlı kaldığı yönleri bolca saydıysam da, ve hatta kendisi daha çocukluğumdan beri hiç bir zaman “sevdiğim bir uçak” olamadı dediysem de :), ülkemizin uçakla ilgili engin tecrübesi ve fiyat/performans olarak hala en iyi seçeneklerden oluşu, Türk Hava Kuvvetleri için en makul sonucun yine de F-16 alımının gerçekleşmesi olacağını düşündürüyor.

Diğer yandan, Eurofighter Tranche 4 zaten ekonomik olarak zorlanan bir Türkiye’ye getireceği büyükçe maliyetler bir kenara, performans ve getirebileceği ek kabiliyetler anlamında hava kuvvetlerimize gerçekten büyük bir katkı yapabilecek. Güçlendirilmesi gereken hava savunma kabiliyetlerimize de Kaan ve yerli yerden havaya füze sistemleri hizmete girene kadar, mümkün olan en büyük katkıyı yapacak. F-16V, elektronik alanlarda çağı yakalıyorsa da, hala 70’lerin sonunda, hafif bir yakın mesafe savaşçısı olarak tasarlanan gövdenin yıllar geçtikçe ağırlaşmış, kinetik kabiliyetler olarak çağın ve geleceğin gerisinde kalmaya başlamış bir hali sonuçta.

ÖZGÜR programıyla modernize edilmiş bir F-16C (fotoğraf: Cem Doğut)

Ek olarak, ÖZGÜR ve ÖZGÜR II programlarıyla elimizdeki F-16’ların modern yerli silahlar ve radarla donatılmasının da şu şartlarda ne kadar önemli bir proje olduğu daha da açık olarak gözler önüne seriliyor demek de yanlış olmaz sanırım. Özellikle de Kaan hizmete girene kadarki sürede almak istediğimiz nispeten az sayıda yeni uçağın bile zora girdiğini gördükçe…

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere. Eğer daha fazla savunma teknolojileri ve askeri tarih içeriğimi de görmek isterseniz, YouTube kanalıma abone olabilirsiniz. Yeni başladığım kanalın büyümesi için çevrenizde ilgisini çekeceğini düşündüğünüz kişilerle de paylaşırsanız çok sevinirim 🙂

Bir Cevap Yazın

Erdeniz'in İncileri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin