Dün bira içmek geldi içimden, ki bu az biraz önemli sayılırdı. Çünkü efendim biz insanlar pek garip olabilmekteyiz. Canım çok bira çeker, ama evde bira da yoktur, dışarı çıkasım da. Sonra gider markete bir ara alırım, koyarım dolaba. Artık evde bira var ya, o dolaptan alınıp da içilmez nedense, o durmadan içten gelen bira içme isteği var ya, işte yoktur artık o. Ne tuhaf yaratıklarız ya… neyse… dün içimden geldi işte. Öğleden sonra, akşama doğru, hatta belki öğle saatleriydi. “Akşama açarım bir tane” dedim. Öyle ya, çünkü her şeyin saati vardı, alkol dediğin akşam alınırdı. Ne o öyle ayyaşlar, aylaklar gibi gündüz mü içilirmiş bira? He aylak olsam ne olacak diye soruyla cevap vermek gerekirdi böylesine, ama bu tür genel kabul görmüş takıntılardan etkilenmediğimi düşünen biri olarak ben de demek ki bilmeyerek içten içe etkilerini yemişim ki, içmedim içimden geldiğinde. Akşam olunca ne oldu peki? Ne olacak, yukarıda bahsi geçen hercai gönül özelliği aktive oldu insanoğlunun, ve artık içesim yoktu. Yazık vallahi. İrili ufaklı mundar ediyoruz böyle böyle içten gelen şeyleri. Her şeyin zamanı varmış ya efendim… her şeyin tek bir zamanı var oysa, içinden geldiği zaman! Tadının çıkacağı, hakkının verileceği, keyfinin alınacağı, anlamının olacağı, yapmış olmak için yapılarak hem yapan hem de yapılana yazık edilmeyeceği yegane zaman.
